22 Ekim 2011 Cumartesi

Olağanüstü bir hayat yaşamaya ne dersiniz?

Sağlık, Varlık, Bolluk, Uzun Ömür, Başarı.

Hemen şimdi, hayatınızın kalitesini artırmak için gerekeni yapıp olağanüstü hayatınızı yaşamaya başlayabilirsiniz. Zorlanacağınızı düşünüyorsunuz çünkü size hep bu öğretildi: “Olağanüstü şeylere ulaşmak zordur.” Değildir işte! Yapmanız gereken tek şey bazı temel kavramları sindirmek ve prensip edinmek.

“Çok çalışmak” tamam da… Ne üzerine?
Danışanlarımın bazılarında gözlemlediğim ilginç bir durum var: Kişisel gelişimini önemseyip çalışmaya başlayanlardan bazıları; hayatlarında düzelmelerin gerçekleştiğini fark ettiklerinde veya koçluk görüşmelerinde çalışmalarını gerektiren durumlar sıklaştığında ya da hayatları istedikleri doğrultuda yoğunlaştığında hep aynı sebebe sığınarak kendi üstlerinde çalışmayı ertelemeye niyetleniyorlar: “Çok iş var, çok çalışmam lazım, vaktim yok.” Oysa sahip olduğunuz her şeyin gerçek kaynağı sizsiniz. Sağlıklı bir kaynak yoksa sahip olduklarınızın da bir anlamı yoktur. O yüzden zaman yatırımını kaynağa, yani kendinize yapmak her anlamda kârlıdır!

Denemesi bedava!
“Başkaları ne der?” kuruntularından kurtulup nasıl daha iyi bir insan olabileceğimizle ilgilenelim mesela! Etrafımızdakiler yerine içsesimizi dinlemekten söz ediyorum… Veya karşımızdakiyle ilişkiye “Bana ne verir?” diye değil, “Ben ona ne sağlayabilirim?” diye düşünerek başlamanın bize kazandırabileceklerinin farkına varalım, mesela… Yarın ne yapacağımızın listeleriyle boğuşacağımıza biraz rahatlamayı öğrenelim. Kendimizle çalışıp kendimizi geliştirdikçe etrafımızdaki insanların, hayatımızın nasıl değiştiğinin ve hep açılmasını beklediğimiz o kapıların en beklenmedik anlarda nasıl da açılıverdiğinin farkına varalım…

Talep etmeyi bırakın!
İhtiyaçlarınızı dillendirip talep eden olmaktan da Dünya’nın size “bir şey” vermesini beklemekten de vazgeçin. İstediğiniz her ne ise; gidin ve gerçekleşmesini sağlayın! Şöyle örnekleyelim: Piyango. Her ay yüzlerce lirasını piyangolara yatıran insanlar büyük ikramiye tutturmanın hayallerini kurarken bir yandan da bunun, Turna’yı gözünden vurma olasılığından bile daha az olduğunu biliyorlar. Bile bile “Lades” demektense; tam istediğiniz ortamın, tam istediğiniz zamanda, tam istediğiniz gibi oluşmasını ümit etmekten vazgeçin ve istediğiniz şeylerin gerçekleşmesini sağlayacak gücünüzü kullanın!

Sizin “Kazananlar Kulübü”nüz
“Kader mahkûmu” mızmızlardan da; her halta sinirlenen agresiflerden de uzak durun. Negatif enerjinin en güçlü özelliği bir virüs gibi bulaşıcı olması... Ve her şeyden şikâyet eden mızmızlar da sizi kendi negatif seviyelerine getirmeye bayılırlar. Onlardan uzak durun; o ilişkiden kazanabileceğiniz hiçbir şey olmadığı gibi bir de üstelik sizin pozitif enerjinizi tüketen bir şeyle uğraşıyor olacaksınız… Çevremizdekilerin enerjisinin bizi direkt olarak etkilediğini bilelim: Başarılı, mutlu ve keyifli insanlarla birlikte olmak birbirinizin enerjisinden beslenerek yükselmeyi getirir. Üyesi olduğunuz bir “Kazananlar Kulübü”nüz olsun.

Muhteşem bir sanat eseri yaratın
İyi hissetmek, mutlu olmak, keyif almak… Bunların hiçbirinin sahip olduğunuz şeyler ya da o ana kadar neler yapabildiğinizle falan bir ilgisi yok. Yapmanız gereken şey basit: Kim olduğunuzu hatırlamak! Çocuğunuzla ve sevdiklerinizle daha çok vakit geçirmek, sağlıklı yaşamayı (sağlığınızı) önemsemek, daha fazla nitelikli zaman yaratıp kendi hayatının kalitesini artıran kişi olabilmek ve rezonansınızı pozitifte(*) tutmak “Olağanüstü bir hayat” yaşamanızı sağlayabilir. Hep hatırlayın: Siz bir “sanatçı”sınız… Ve yaratacağınız çok farklı, eşsiz ve benzersiz bir sanat eseri sizi bekliyor: Hayatınız.


Üstünüze düşeni yapın, gerisi hallolur
“Tevekkül” ne güzel kelime, ne güzel duruş, ne güzel tavırdır… Doğru anlarsak eğer, anlamı da güzeldir. Başta piyangolardan bahsetmiştik… Mucizelerin olma ihtimali belki büyük ikramiyeyi tutturmaktan da az. Sadece bekler ve hep ertelerseniz, bu, mucizeleri imkânsız hale getirmekten başka bir şeye yaramaz. Her şeyi Allah’a bırakmanın size hiçbir faydası olmaz: Siz üstünüze düşeni yapın sonra tevekkül edersiniz! Anımsayın: Allah da Evren de Yaşamın kendisi de; “üstüne düşeni yapanları” seviyor.

(*) “Rezonansımızı pozitifte tutmak için neler yapılmalı?” sorusunun cevabını bir sonraki yazıda bulabilirsiniz. 

14 Ekim 2011 Cuma

Turkmax'ta canlı yayında ilişkiler üzerine...

Digiturk'ün TurkMax kanalında hafta içi her gün yayınlanan Her Şey Tadında programına konuk oldum. Sevgili Sena Keçeli ve Jess Molho ile ilişkiler üzerine çok keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. İzlerken eğlenmeniz ve sonrasında faydalanmanız dileğiyle paylaşıyorum... Youtube'daki süre sınırı nedeniyle programı 4 parçada yükledim. Sırasıyla aşağıda bulabilirsiniz.

1. Bölüm



2. Bölüm



3. Bölüm



4. Bölüm

13 Ekim 2011 Perşembe

Beyniniz hep genç kalsın mı?


Kimsenin karşı çıkamayacağı bir hakikat var: Yaşlanıyoruz. Daha yumuşak söylemek gerekirse, yaş alıyoruz... Hadi iyice yumuşatalım olgunlaşıyor, tecrübe kazanıyoruz. Biz lafı ne kadar eveleyip gevelesek de ne kadar yumuşak söyleyip içimizi rahatlatsak da değişmeyen gerçek yıllar ilerledikçe hücre yenilenmesinin yavaşladığı ve sonuçta durduğu...

Mesela beynimiz... 30 yaşından sonra yavaşlamaya başlıyor. Unutkanlıklar artıyor, öğrenmek daha fazla zaman almaya başlıyor, kafalar daha çabuk yoruluyor. Peki bu önlenmesi mümkün olmayan lanetli bir kader mi? Şart mı yaş ilerledikçe beynin atıl hale gelmesi?
Şimdi iyi haber
Araştırmalar aksini söylüyor. Beyni genç tutmanın ve geçen zamana meydan okumanın bir yolu mevcut. Üstelik Reader's Digest  dergisinde yayınlanan habere göre bu yolun uygulaması son derece basit! İşte beyninizin genç kalmasını sağlamanın metotları:

Gaza basın!
Beyin 30 yaşında yavaşlamaya başlıyor demiştik... Otomobil yavaşlamasın diye ne yapıyorsak burada da aynı şeyi yapmakta fayda var. Peki beynimizi gazlamak için ne yapabiliriz? Cevap basit: Egzersiz. Beyni genç ve esnek tutmak için sizi meşgul edecek ve heyecanlandıracak yeni aktiviteler yapabilirsiniz. Pinpon ya da satranç oynamak, bulmaca çözmek ya da yeni şeyler (mesela yeni bir lisan) öğrenmek muhteşem sonuçlar doğurabilir.

Kaldırın popoları!
Egzersizi hayatınızın vaz geçilmez bir parçası haline getirin. İster aerobik ister ağırlık kaldırmak ister kardiyo ister yoga... Hem kardiyo hem yoga yapsanız ve biraz da ağırlıklarla haşır neşir olsanız tadından yenmez!

Nöron olarak da adlandırılan beyin hücrelerimiz kendi aralarındaki bağlantıyı yaş ilerledikçe kaybediyorlar. Sinaps da dediğimiz bu bağlantılar düşünmek için olmazsa olmaz. Yapılan araştırmalar, düzenli egzersizin bu bağlantılar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteriyor. Öyle ki hafızanızı eski haline getirebiliyor ve hatta zihinsel hastalıkları dahi önleyebiliyor.

Şşş, sakin!
Travmatik stres beyin hücrelerimize hiç de iyi şeyler yapmıyor. Öğrenmeden hafızaya, tüm bilişsel süreçler stres sonucunda bozuluyor. Fiziksel egzersiz stresi bertaraf etme konusunda da büyük fayda sağlıyor ve sakinleştirici etki yaratıyor.

"Pislik" yemeye paydos!
Biliyorum; kocaman bir hamburger yemek insanı baştan çıkaracak kadar zevkli... Yine de daima hatırlamakta fayda var: Yediğimiz şeyler sadece hedonist tarafımızı tatmin etmiyor tüm organlarımızı olumlu ya da olumsuz etkiliyor. Konuya dönersek sağlıklı bir beyin sağlıklı şeyler yemekle yakından alakalı. Sağlığımız için zararlı olan serbest radikalleri etkisiz hale getirmek antioksidan içeren gıdalar tüketmekten geçiyor. Fasulye, tam tahıllar, fındık, ceviz ve baharatların yanında çok renkli meyve ve sebzeler antioksidanlarla dolu. Ve beynimiz antioksidan deposu yiyecekler tükettiğimizde bayram yapıyor. Mide de zaman zaman bayram yapsın isterseniz, aşırıya kaçmamak kaydıyla hamburger ve pizzayla kendinizi ödüllendirebilirsiniz.

Motoru yakmanın alemi yok!
En güçlü makine bile sürekli çalıştığında ömrünü tüketir. Beynimiz de elektriksel ve manyetik enerji üreten bir makine. Onun da dinlenmeye ihtiyacı var. Ve uyku beyin için harika bir dinlenme yolu. Harvard Tıp Okulu’nda yapılan bir araştırmada matematik problemleri de dahil, iyi bir uykuyla dinlenenlerin ertesi gün sorunları çözmek konusunda iki kat daha başarılı oldukları belirlenmiş. Sağlıklı ve düzenli uyku bu hayati ve kıvrımlı ve gri organımızın gençliğine gençlik katıyor.

Kahkahayı eksik etmeyin!
Beynin en çok zevk aldığı şeylerden biri de gülmek çünkü beynimizin haberci dopamin kullanan parçaları güldüğümüzde harekete geçiyor. Hatta gülmenin kişiyi daha akıllı yaptığına dair bazı araştırmalar bile mevcut.

Bir de elbette tecrübemiz arttıkça edindiğimiz bu bilgileri kullanmak da faydalı. Yazın, çizin, maket yapın... Çünkü elimizi oyaladıkça zihnimizi de çalıştırıyoruz. Kısaca beyni genç tutmanın yolu onu ve içinde bulunduğu vücudu kullanmaktan geçiyor. Her durumda ve kullanabileceğiniz her şekilde beyninizi kullanın. Beyniniz genç kaldığı sürece bedeninizin de zinde kaldığını anımsayın.

28 Eylül 2011 Çarşamba

Ertelemeye son


Ne çok şey erteliyoruz farkında mısınız?
Oysa "bir işe başlamak, bitirmenin yarısı" sözleriyle büyüdük hepimiz.
Ama başlamak için popoyu kaldırtacak yolu kimse anlatmadı bize!

Eylül ayını bitirmeden soğuk almayı başarmış biri olarak, evde dinlendiğim bugün, bu mevzuya takılmış webi kurcalıyordum. zenhabits.net’in yaratıcısı Leo Babauta’dan ertelemeler konusunda yazdığı uygulaması son derece kolay bu yöntemi okudum. Konuyla ilgili bir deneme yapıp da bir haftadır oyalandığım bazı konuları hızla bitirdiğimi görünce, yazıyı sizinle paylaşmadan edemedim.
Aşağıda çevirisini yaptım, orjinali için: http://zenhabits.net/tada/ 


Leo Babauta'dan ertelemeleri bitirmenin kolay yolu

“Bu makaleye ilk baktığınızda içinizdeki ses; “Sonra okurum" diyecektir.
ONU DİNLEMEYİN!
İçinizdeki “bir başka işe geçme” dürtüsünden kurtulun. Bunu şimdi okuyun..
Sadece 2 dakikanızı alacak ve sayısız saatinizi kurtaracak.

Ertelemeyi bitirmek üzerine bir kitap yazmış olsam da o kadar kolay bir teknik geldi ki aklıma; bunu sizinle paylaşmak istiyorum. Hepimizin bu erteleme belasından kurtulması inanılmayacak kadar kolay. Her şeyde olduğu gibi bunda da biraz pratik gerekli.
 
Hadi şimdi deneyin:
Bugün yapmanız gereken en önemli şeyi belirleyin

Bu şeyin sadece küçücük bir bölümünü (sadece bir dakika, hatta 30 saniyelik ilk bölümü) yapmaya karar verin. Bir işe başlamak dünyadaki en önemli şey!
Dikkat dağıtan her şeyi temizleyin.
Her şeyi kapatın (müzik, TV vb). Tüm programları sonlandırın.
Sadece siz ve işiniz olmalı orada, başka bir şey değil.

Oturun ve başlamayı düşünün. Bütün işi bitirmeyi boş verin sadece başlangıca odaklanın.
 
Zihninize dikkat edin, muhtemelen size başka işlere geçmenizi söyleyecektir. Facebook’a, twitter’a, epostalara ya da hep takip ettiğiniz o web sitesine bakmak için içinizde kışkırtıcı istekler belirecek. Belki önce bir oyun oynamak ya da bir telefon etmek veya başka bir şey yapmayı arzulayacaksınız! Bu dürtülerin farkına varın.

Kıpırdamanıza gerek yok! Dürtüleri fark edin, hareketsiz oturun ve bırakın geçip gitsinler. Dürtüler çok yoğun ve güçlü bir şekilde ortaya çıkarlar, sonr da sünerler, dalgalar gibi. Her birini bırakın geçsinler..

Aynı zamanda zihninizin söz konusu işi yapmamak üzere mantıklı gerekçeler uydurmaya başladığının da farkına varın. Bu kendini rasyonelize eden düşüncelerin de geçmesine izin verin.

Şimdi başlamak için küçük bir hareket yaratın. Olabildiğince ufacık bir adım…

Siz başlayın, gerisi gelecektir."

13 Eylül 2011 Salı

Yöneticilerin söylediği otuziki aptalca şey!


"Patronum aptal yazıyı değiştirmemi istedi, ben de değiştirdim."

Bir kısmı eşten dosttan bir kısmı da web'den derlenmiş 32 zırva aşağıda... Hepsi de yönetici ve patronlar tarafından gerçekten söylenmiş cümleler...
Sizin aklınıza gelenler olursa paylaşmayı ihmal etmeyin ki biraz eğlenelim! :)
  1. “Buradaki tek beyinsiz ben miyim?”
  2. “Önerdiğim plan muhtemelen işe yaramayacaktır ama başkalarının önünde benimle ters düşme, olmaz mı?”
  3. “Onları sadece daha sert görünmek için söyledim. İlerleme kaydetmek adına imajımı yeniliyorum.”
  4. “E-postalarımın çalışmadığını söylemek için size e-posta göndermeyi denedim ama e-postalarım çalışmıyordu.”
  5. “Eğer zamanlamalarını tutturduysan planlaman yeterince agresif değil demektir, eğer zamanlamanın gerisindeysen ise aylaklık ettiğini düşünürüm."
  6. "Sendikaya ne ihtiyacın var ki? Biliyorum, saat başına vurduğunda fazla para vermiyorum sana, ama saat babında çok zaman veriyorum. Daha çok kazanmak istiyorsan daha fazla mesai yapabilirsin. Sendika senden o esnekliği alacaktır.”
  7. “Senin kanaatinin son kararım üstünde bir etkisi olabileceğine dair bir izlenim verdiysem kusura bakma.”
  8. “Uzun mesafeli iletişim faturalarımızda büyük artışlar söz konusu arkadaşlar. Bundan böyle lütfen uzun mesafeli telefon görüşmesi, fax yazışması ve e-posta kullanımlarında tutumlu olmaya özen gösterin.”
  9. “Satış maliyetlerimizin daha büyük satışlarda arttığını tespit ettim. Bu eğilimi tersine çevirmek için ne yapabiliriz?”
  10. “Bu departmanda eksik olan şey liderlik!”
  11. “Endişelenmeyin ve denemekten vazgeçmeyin. Başarısızlık, tenzili rütbe ve işinize son verme haricinde korkacak bir şeyiniz yok ki!"
  12. “Yeni bir şirket arabası alıyorum. Satıcıyı ara ve teslimatı gelecek çarşamba günkü işten çıkarmalardan sonra yapmasını söyle. Duyarlı görünmekte fayda var.”
  13. “Raporunda müşterilerimizin % 65'inin yurt dışında bulunduğu yazıyor... Peki geri kalan müşteriler nerede yaşıyor? Bundan böyle raporundaki detaylara daha çok dikkat etmeni istiyorum.”
  14. “Bu reklam kampanyamızda odağı kaybetmemeliyiz. Odaklandığımız nokta eee... Dünya çapında olsun!”
  15. “Departmanımdaki ikramiyeler, liderliğime minnettarlık gösteren takım arkadaşlarımıza gider.”
  16. “Bu konuda seni zorlamak istemem. Kendiliğinden kabul edersen daha rahat ederiz.”
  17. “Aslında ben kararımı çoktan verdim ama senin konuyla ilgili söyleyeceklerini duymak için can atıyorum.”
  18. “Bi daha sefere bana önemli bir sesli mesaj bıraktığında adam gibi beni ara da mesaj bıraktığını söyle, olmaz mı?”
  19. “Bu konuda adalet, benim kurallarıma göre eşit şekilde uygulandı.”
  20. “Evet departmanımda bir iletişim tıkanıklığı yaşanıyor ama bu konuda konuşmak istemiyorum!"
  21. “Arkadaşlar çok sayıda verimsiz toplantı yapıyoruz... Lütfen gelecek perşembeyi bu konuya ayırın; tüm çalışan ve personelin konuyu tartışmak üzere toplanmasını istiyorum.”
  22. “Araştırma raporunun ne dediğini ben de biliyorum ama bu kez içgüdülerimle ilerlemek niyetindeyim, anlaşıldı mı?”
  23. “Tek adam olmak gibi bir kaygım yok ama olan biten her şeyden haberdar olmak istiyorum."
  24. “Eveet, ağlak şikayetçi sürüsü! Neymiş bu çalışanlara kötü davranan yönetici hikâyesi?"
  25. “İyi bir lider olduğumla ilgili en ufak bir şüphem yok ama bu departmanın da bir zahmet, lideri nasıl takip edeceğini öğrenmesi gerek."
  26. “Benden daha fazla haklı çıkman, benden daha iyi yönetici olacağın anlamına gelmez!"
  27. “Departmanımda her şeyi demokratik şekilde hallolur... Böyle yönetirim ben burayı.”
  28. “Bir fikrin varsa önce benle tartışacaksın konuyu... Eğer o fikrin iyi bir fikir olduğunu hissedersem, diğerlerine bunu ben söylerim. Söylediklerinden benim kazanç sağlamamı öğrenmen önemli... "Takım Çalışması" dediğin şey de bu değil mi zaten?”
  29. “Valla siz olmasaydınız ben bu departmanın en parlak yıldızı olurdum.”
  30. “Ne yani, sadece benim fikrimden iyi diye mi kendi fikrin olsun istiyorsun?”
  31. “Yahu, senin maaşının sektör ortalamasının bayağı altındaymış, yeni fark ettim. Bu yüzden ünvanını değiştiriyorum; artık Jr direktörsün.”
  32. “Senin önerini fırlatıp attım, öneri yapılacaksa onu müdürler yapar.”

Yeni sezon başlıyor!

Ne tatil ne sinema ne TV ne de alışveriş sezonu söz ettiğim...
İş sezonundan bahsediyorum...
İsterseniz ofis mevsimi de diyebiliriz.


Tatil, deniz, sıcak güneş... Biliyorum, hepsini şimdiden özleyenler çoğunlukta; ne de olsa Akdeniz ve Ege bulaşıyor kanımıza; seviyoruz sıklıkla tembellik etmeyi. Hadi gelin daha önce yapmadığımız bir şey yapalım: Hem yazı harika bir biçimde noktalayalım hem de ofis mevsimine bomba gibi bir başlangıç yapalım...
Nasıl mı? Bir "Mini Ödev" gerçekleştirerek!


Mini Ödev


Ödevi verecek olan da yapacak olan da sizsiniz:
- Uzun zamandır görmediğiniz dostlarınızla toplanıp eğleneceğiniz ufak bir parti/yemek organize edebilirsiniz.
- Ne kadar zamandır kartpostal göndermiyorsunuz? Üstünde ilginç görsellerin olduğu kart postallar gönderip "network"ünüzdekilere iş sezonu öncesi hem kendinizi hatırlatabilir hem de bu keyifli sürprizle onları şaşırtabilirsiniz.
- Hafta sonu yakınlarda bir yere; yapmadığınız bir şeyi yapmaya (balık tutmak, trekking, bisiklet vb) gidebilirsiniz.
- Ofisteki arkadaşlarınıza bir dolu kurabiye, tatlı veya pastayla gidip ortamı hareketlendirebilirsiniz.


Ben ne mi yapıyorum?


Hafta sonuna harika bir biçimde giriyorum:
- Perşembe akşamı, yakın arkadaşım Metin Karaşahin'le  JCI'ın bir organizasyonuna katılıp yeni insanlarla tanışıyorum...
- Cuma günü TurkMax televizyonunda Her Şey Tadında programında Jess Molho ve Sena Keçeli'nin konuğu oluyor ve hayatımızın en önemli konusu olan ilişkiler üzerine konuşuyorum. Kadın erkek ilişkilerinden ofisteki ilişkilere kadar her ilişkimizde neler olduğunu kurcalıyoruz beraber.
- Cuma akşamı şifacıdan koça, yoga öğretmeninden diyetisyene kadar harika insanların bir arada olduğu bir partiye katılıyorum.
- Hafta sonu ise gelecek hafta sizlerle birlikte olacağım "KOÇumBENİM" seminerinin üstünden geçip, son rötuşları yapıyorum!


Ben yazdan güze dönen, yazlıklardan ofislere taşındığımız bu Eylül'ü hatırlanır ve kıymetli kılmak üzere birkaç şey birden yapıyorum. Siz de size uygun bir "unutulmaz" yarattığınızda bunu size neden önerdiğimi, böylesi eylemlerden neler kazanacağınızı çok iyi anlayacaksınız!


Haydi, hemen şimdi başlayın: Kendinize ödev verin, teslim tarihini belirleyin ve harekete geçin!

9 Eylül 2011 Cuma

Daha verimli bir hayat !

Büyütmek için resmin üstüne tıklayınız.


Seminer Adı :
“KOÇumBENİM!”
Tanım :
Kişilerin hayatlarına koçluk becerilerini katarak; zamanı, parayı ve 
ilişkilerini daha verimli kullanmalarını sağlayan; hem profesyonel hem 
de özel ilişkilerinde daha yapıcı olmalarına yol açan düşünce ve 
davranış biçimlerini benimsemelerine yardımcı olan bir eğitim semineri.
İçerik :
Temel koçluk becerilerinin kişisel hayatta bir koça ihtiyaç duymadan 
nasıl kullanılacağına dair davranışsal değişim önerileri.
Faydası :
Daha verimli, daha huzurlu, daha tatmin edici, daha mutlu bir hayat.
Süre :
12 saat (24 ve 25 Eylül'de 6'şar saatlik 2ders ve 1, 8 ve 15 Ekim'de 4'er saatlik 3 ders şeklinde ilginize sunulmuştur.)


Kayıt için sevgili dostum Hande Akın'a akinhande@gmail.com'dan ulaşabilir ya da benimle bağlantıya geçebilirsiniz.


İlginiz için teşekkürler.

2 Eylül 2011 Cuma

Bırak artık babacım, niye hâlâ taşıyosun?! :)




İki keşiş uzun bir yolculuk sırasında çağlayan bir nehrin kıyısına gelmişler. Tıpkı onlar gibi yoluna devam etmek için karşı kıyıya geçmek zorunda olan genç bir kadın görmüşler. Kadın elbiselerini ıslatmadan nasıl karşıya geçeceğini bilemiyormuş.
Keşişlerden biri, müsaade istemiş ve genç kadını taşıyıp nehrin karşı tarafına geçirmiş.

Bir saat kadar konuşmadan ilerlemiş keşişler...
Nihayet arkadaşının kadını taşımasına çok şaşırmış olan diğer keşiş dönüp arkadaşına sormuş:
"Biz bakiriz! Bırak bir kadına dokunup onu taşımayı, onlara bakmamız bile yasak.
Nasıl böyle bir şey yapabildin, nasıl?!"

Diğer keşiş cevap vermiş:
"Ben o genç kadını bir saat önce bıraktım. Sen neden hala taşıyorsun?"

Fıkra gibi geliyor kulağa ama ne kadar doğru değil mi?
Elbette sorumluluklarımız var ama o sorumlulukları her dakika ve hayatın her anına taşımak akıllı insanın yapacağı şey değil... Zaman zaman sorumluluk ve kurallarınızı esnetmeyi ve eğlenmeyi ihmal etmeyin ki kafalar üşütmesin, Allah muhafaza!


17 Haziran 2011 Cuma

Hayal Atölyesi


"Hayal Atölyesi"ni;
ID International koçları Beril Atakul, Buket Özen, Gülden Üner ile birlikte
Melda Tunçel ile Yaşam Mimarı'nda anlatıyoruz.



İLK  % 3 LÜK DİLİM ARASINA GİRMEK...

“Harvard Business School’da Size Öğretilmeyenler” isimli kitabında Mark McCormack, 1979 ile 1989 yılları arasında Harward tarafından yürütülen bir çalışmadan söz etmektedir. 1979 yılında Harvard’daki MBA programlarından mezun olanlara: “Geleceğiniz için açık ve yazılı hedefler belirleyip, bunları elde etmek üzere planlar yaptınız mı?” şeklinde bir soru yöneltilmiştir. Sonuç olarak;
Mezunların sadece yüzde 3’ünün yazılı hedeflere ve planlara sahip oldukları görülmüştür.
Yüzde 13'lük kısmının hedeflerinin bulunduğu, ancak bunların yazılı halde olmadığı anlaşılmıştı.
Mezunların tamı tamına yüzde 84'ünün ise belirgin bir hedefleri yoktu...
Tabii okuldan ayrılıp harika bir yaz tatili geçirmek dışında.

On yıl sonra 1989 yılına gelindiğinde, araştırmacılar söz konusu sınıf üyelerine tekrar sorular yönelttiler.
Sonuçta, hedefleri olup da bunları kâğıda dökmeyenlerin, hiçbir hedefi olmayan yüzde 84'lük kesime oranla ortalama olarak iki kat daha fazla para kazandıkları ortaya çıktı.

Ancak daha da şaşırtıcı olan, açık ve yazılı hedeflere sahip olan yüzde 3'lük dilimin, kalan yüzde 97'lik tüm mezunlara oranla ortalama olarak on kat daha fazla para kazandıkları gerçeğiydi. Gruplar arasındaki tek fark, mezun oldukları sırada sahip oldukları hedeflerin açıklığı ve belirginliği ve bunları yazılı hale getirmektir.

Dilediğiniz yere daha çabuk ulaşmanızı sağlayacak, maddi ve manevi kazancınızı artıracak
açık ve belirgin hedefler için, buyurun Hayal Atölyesi'ne!

Bölüm 1:



Programın devamını youtube'dan izleyebilirsiniz...
Vaktim olunca bir özetini hazırlayıp paylaşacağım.
İlginiz için teşekkür ederim.

11 Haziran 2011 Cumartesi

Vivienne Emine Hancı



Her ne kadar olumlu düşünmenin ve bizi sıkıntıya soksa ve zaman zaman canımızı sıksa da gelen her şeyde hayrımıza bir fayda olduğunun farkına varmanın yararını bilsem ve öyle düşünsem de bazen çaresiz hissettiğim zamanlar oluyor…

Böylesi durumlarda yapılacak birçok şey var: Rutini kırmak, o sıkıntılı andan çıkmak için olmadık bir şeyler yapmak, hızlı ve ani şekilde ortamı değiştirmek (pencereyi açmak için kalkmak, rahatlatan, neşeli bir müzik dinlemek, bir mum ya da bir tütsü yakmak) gibi… Hatta telefon numaranızı tersten söylemek bile tahmin edemeyeceğiniz kadar büyük faydalar sağlayabiliyor. Denemesi bedava!

Depresif Durumlar

Geçtiğimiz pazartesi kedim Jedi öldü… Evinde kedi veya köpek beslemeyenler muhtemelen neler hissettiğimi anlamayacaktır. Daha el kadarken, aç, hasta ve zayıfken… Neredeyse ölmek üzereyken ve hiç hesapta yokken bana gelen Jedi’yı tedavi ettirmek, beslemek, büyütmek ve onunla oynamak zaten inanılmaz bir sevgi bağı oluşturuyor insanda.


Ancak Jedi konusunda son derece özel bir durum oldu… Benim kişisel gediklerimi bulmamı ve onları gidermemi sağlayan olağanüstü bir yol arkadaşı; kişisel gelişimimde muhteşem bir öğretmen oldu Jedi. Giderek evde bir nefes, evimin neşesi, koşulsuz sevgisini hiçbir şeyi umursamadan bana sunan muhteşem bir yoldaşa dönüştü. Hayatımı dolduran en önemli “dost”lardan biri haline geldi.

Ve ne yazık ki çok ama çok acı çekerek gitti… Detaylara girip de canınızı sıkmayacağım. Öyle fena bir durumda buldum ki onu kurtarmak için çabalarken mahvoldum! Hayatı boyunca birkaç kez gözyaşı akıtmış bir adam olarak hüngür hüngür ağlayarak çevirdiğim takside; hayvan hastanesine yetiştirmeye çalışırken kucağımda öldü güzeller güzeli ev arkadaşım...


Gerçekten içim parçalandı. Ne yazmakta olduğum kitaba ne de hayatımın hedeflerine odaklanmam mümkün olmadı. Birkaç gün boyunca hiçbir şeyin tadı olmadığı gibi hiçbir şey de beni heyecanlandıramıyordu.

Sıkıntının Kuyruğu

Böylesi bir acıyla mukayese kabul etmese de beklenmedik bir parasal sıkıntı peyda oldu bu kaybın hemen ardından… İnsan bazı şeyler üst üste gelince hayata olumlu bakma dürtüsünü hatırlayamayabiliyor.

Arkadaşlarım aradılar, e-posta ve mesajlarla üzüntümü paylaştılar… Sevgili dostlarım muhteşem tekliflerle ve olağanüstü bir cömertlikle evlerini ve gönüllerini açıyorlar, beni yalnız bırakmıyorlardı… Babam, sağ olsun işini gücünü bırakıp yanımda oldu. Jedi’yın acısını paylaşmanın yanı sıra maddi anlamdaki problemlerde de elinden geldiğince yanımda duracağının işaretlerini verdi. İkiz kardeşim ve benim için gerçek bir kız kardeş olmayı başarmış eşi Jennifer, ta Amerika’lardan verebilecekleri en büyük desteği verdiler.

Ailemin ve arkadaşlarımın bu tavrını gördüğümde ne kadar güzel insanlarla çevrelendiğimi gördüm… Hepsine müteşekkirim ve hayatımdaki varlıklarının ne kıymetli olduğunu bir kez daha görüp, anladım.

Yine de başımın üstündeki o kara bulutları dağıtamıyordum bir türlü.

Gönüllü İşkence

Evde beslenen bir varlığın nasıl da harika bir arkadaş olduğunu bilen,
çok kıymetli bir arkadaşım aradı ve Bülent Ortaçgil’in son albümü “Sen” için hazırladığı “Sen”foni konserine fazla bileti olduğunu, gelirsem kafamı dağıtabileceğimi düşündüğünü söyledi.

Bülent Ortaçgil müziğini sevmem… Melankolik ve hüzünlü hiçbir müziği sevemedim hayatım boyunca. Ama dedik ya “rutini kırmak işe yarıyor” diye. Seve seve kabul ettim bu teklifi. Uzun zamandır görmediğim bir dostu görmek açısından keyifli bir akşamdı… Konseri değerlendirmeye gelince aynı şeyi söyleyemeyeceğim: Sıkıntımı, duygusal buhranımı inanılmaz bir biçimde artırdı.

Konserden çıktığımda Cuma gecesi olmasına rağmen hiçbir şey yapmak istemiyordum. Eve geldim. Boş, nefessiz, yalnız eve… Giderek dibe çöküyordum, Bülent Ortaçgil’i sevmememe rağmen konserine özellikle gittiğimi, zira “kurban rolü” oynamak istediğimin farkına vardım. Ve hemen ardından fark ettiğimse bu gönüllü işkenceyi bir an evvel durdurmam gerektiğiydi…

Mutluluğun anahtarı

Uzunca süren bir meditasyon yaptım… Zihni susturmak iyi gelmişti, en azından uyuyabilecektim. Sabah yeni bir gün başlayacaktı ve ben çok daha iyi hissedecektim. Buna inanmaktan öte bunu bilerek uykuya daldım.

Zihin ve kalbi dengeleyebildiğimizde hayatın ne denli mutluluk verici bir şey olduğunu sabah fark ettim. Bir haftadır hiç iyi hissetmediğim kadar iyi kalkmıştım. Kahvaltı sonrası kitabımı yazmaya kaldığım yerden devam ettim. 4 saat sonra kendimi daha da iyi hissediyordum.

Bir meditasyon seansı daha yaptım. Akabinde de kardeşimin 3 aylık kızı, yeğenim Vivienne Emine Hancı’nın (VivoşMinnoş) ailemize özel sitesindeki fotoğraflara baktım. Henüz Amerika’ya gidip de kucağıma alamadığım bu muhteşem varlığı Allah bağışlasın! Kocaman gözleriyle objektife bakıp gülümsediği sayısız resimde ona kardeşim, kız kardeşim, babam, teyzem, kuzenim ve bazı arkadaşlarım eşlik ediyordu…


Hepsinin hayatını biliyorum, hepsinin sıkıntıları var… Ve Vivienne’in yanında hepsi gözlerinin ta içinden fışkıran gülücüklerle mutlu mesut görünüyordu… VivoşMinnoş fotoğraflardan bana bakıp gülümsüyordu.

VivoşMinnoş’a göbek adını veren, onu yazık ki hiç göremeyecek olan, 4 yıl önce kaybettiğim annemin fotoğraflarına baktım… Sonra Jedi’yın fotoğraflarına baktım. Sonra da aile fertlerimin ve dostlarımın fotoğraflarına… Bu muhteşem varlıklarla kutsanmış hayatımı düşündüm ve ne kadar şanslı olduğumun farkına vardım.

Gelenlerin de gidenlerin de hayatımıza neler kattığını, ta içimde hissedip idrak ettim. Sonra da geçtiğimiz yıl “gelişine” yazdığım aşağıdaki yazım geldi aklıma… Mutluluğun varmayı bekleyeceğimiz bir hedef değil, seçeceğimiz yol olduğunu bir kez daha anladım. Mutluluğu seçebileceğimi bana yeniden hatırlatan güzeller güzeli VivoşMinnoş’uma müteşekkirim.

Mutlu olmayı “seçin” dostlar… O zaman mutlu olmak kolay.



YETER

Yaz...
Tembel bir öğleden hemen sonra...
Püfür efil bir teras, balkon, tepe, deniz kenarı...
Her neyse...

Güneşte gevremişsin mayış mayış,
Gözlerin kapalı bakarken sıcağın sarısına...
Serin, buzlu bir içecek elinde
Chet Baker veya Miles Davis çalıyor...
Rahatsın.

Canını sıkan hiçbir şey yok.
Bir de üstelik mutlusun anasını satayım!
Sağlığın da yerinde keyfin de.

Sonra birden...
Üstadın üflediği
o trompet
bir yerde
getirip
bir yumruk tıkayıverir gırtlağına
durup dururken...

İnanılmaz bir hüzün sarar...
Neredeyse ağlayacak gibisin.

Gözlerini açıp
maviye bakarsın...
hüzün gider.

Hayat böyle bir şey işte,
gelince hüzün
gözünü aç...

Yeter.